|
Ağrı, insanoğlunun tarihi ile eşdeğerdir.
Hiçbir insan yoktur ki, yaşamının herhangi bir
döneminde ağrıdan yakınmasın ve hekime
başvurmasın.En sık ağrı yüzde 26 ile başağrısı,ikincisi
yüzde 14 ile bel ağrısı. Türk halkının yüzde
63'ü ağrı çekiyor. Bunların yüzde 73'ü
kronik(müzmin) ağrı. Marmara ve Ege'de
yaşayanların yüzde 50'sinin, kentlilerin yüzde
70'inin arı problemi var. Yüzde 41 ile alt
sosyoekonomik sınıf daha fazla ağrı çekiyor.
Kadınların yüzde 54'lük oranla erkeklere göre
daha fazla ağrısı var.
Ağrı, kısa süreli(akut) ve uzun süreli
(kronik) olarak iki biçimde ele alınabilir. Akut
ağrı genelde bir uyarı sistemi olarak çalışır.
Ağrı, size vücudunuzun bir yerinde bir bozukluk
olduğunu, tıbbi bir bakım gerektirdiğini ve bu
bozuk bölgenin daha fazla tahrip olmaması için o
yaranın iyileşmesi gerektiği konusunda sizi
uyarır. Akut ağrı, genellikle bir darbe veya
hastalıkla birlikte başlar. Örneğin; bir yanık,
kırık, böbrek taşı gibi nedenlerle vücut ağrılı
uyaranlara karşı açık hale gelir. Bu ağrı
uyaranı beyine kadar ulaştığında ağrıyı
algılamış olur. Akut ağrı, bir alarmdır. Yani
hastanın hekime başvurmasında rol oynayan önemli
bir alarm olarak karşımıza çıkar.
Kronik ağrı ise, bir hastalıktır, aynı
zamanda bir toplumsal sorun olarak da karşımıza
çıkar. Her yıl yedi yüz milyon işgünü ve altmış
milyar dolar zarar meydana geldiği
düşünülmektedir. Kronik ağrı, aslında basit bir
bulgu değil başlı başına bir hastalıktır. Birçok
bel ağrılarında, baş ağrılarında ve diğer uzun
süreli ağrılarda hastanın hekime başvurmasına
neden olan temel sebep ağrıdır.
Tıptaki ağrı konusunda gelişmeler
sonucunda artık ağrı, yeni bir bilim dalının
Algoloji’nin konusu haline gelmiştir. Dünyanın
birçok ülkesinde kurulan Algoloji Bilim Dalları
ve laboratuarlar ağrı ile ilgili araştırmaları
sürdürmenin yanısıra hastaların ağrılarını
dindirmeye çalışmaktadırlar. Ağrı elbette ki tek
başına bir tıp dalının konusu değildir. Birçok
nöroloji, fizik tedavi, beyin cerrahisi,
romatoloji ,psikoloji gibi birçok tıp dalı
ayrıca ağrı ile uğraşmaktadır. Kronik ağrının
bir hastalık olarak kabul edilmesi tedavi
hakkını da beraberinde getirir. Bu anlamda
ağrının dindirilmesi bir insanlık hakkıdır.
Bugün tıbbın elinde biriken bilgi
birikimi kronik ağrı hastalığının %90 oranında
dindirilmesini mümkün kılmaktadır. Buna rağmen
bu bilgi birikimi hekimlere yeterince
yayılamadığı için, hastalar bu hakkı yeterince
istemediği , kullanmadığı için kronik ağrılı
hastalar ancak % 30 oranlarında tedavi
edilebilmektedir.
Hipnoterapi ağrı tedavisinde kullanılan
etkili tekniklerden biridir.Özellikle
kronik(müzmin) ağrıların ve psikolojik ağrıların
tedavisinde çok etkilidir
(Sacerdote, 1970, Melzack ve Perry 1975, Elton, Burrows ve Stanley 1980,
Willard ve Callen 1983, James, Large ve Beale
1989, Large 1994, Holroyd 1996).Ağrı
insanda fiziksel ve duygusal bir yük yaratır,bu
da bizi strese sokar.Stres de ağrının daha da
artmasına neden olur.Tüm dikkatimiz ağrının
üzerine yoğunlaşır.Eğer dikkatinizi olumlu başka
bir şeye çevirirseniz, ağrıyı bir süreliğine
unuttuğunuzu görürsünüz.Buna ağrı amnezisi
denir.Burada ağrı bilinçdışına itilince,bilinç
ağrıyı fark edememektedir.
Hipnozla ağrı tedavisine başlamadan önce tıbbi bir muayeneden
geçecek,gerekirse bazı tetkikler
yaptırmanız istenecektir.Çünkü ağrının bizi
uyarma görevi vardır ve ağrının nedeni
anlaşılmadan ortadan kaldırılması uygun
değildir. Hipnotik tedaviyi ağrı tedavisinde şu
durumlarda kullanıyorum:Tıbbi muayene sonucunda
ağrının nedeni psikolojikse veya kanser
ağrılarında olduğu gibi ilaç tedavisinin yanında
destekleyici olarak veya ağrı tıbbi olarak
tedavi edilemediğinde.
Ağrı, rahatsızlık hislerinin
yanında,zihinsel ve duygusal tepkileri de
içerir.Ağrı hakkındaki olumsuz düşünceler ve
sonrasında kaygı ve gerilimdeki
artma,rahatsızlığın daha derin hissedilmesine
yol açar. Bu nedenle hipnoterapide olumsuz
düşüncelerinizle ilgili çalışılır.Ağrının ne
kadar kötü olduğu üzerine yorum yapmak
yerine,nefes egzersizleri ve hipnotik
telkinlerle ağrısızlık sağlanabilir.Ayrıca
hipnoterapi ile muhtemel ikincil
kazançların(ağrı ile dikkat çekme,ilgi görme
şeklinde faydalar) farkına varılarak
temizlenmesi sağlanır.
Hipnoterapi ile ağrı tedavisinde birçok yöntem
vardır. Bunlar arasında imajinasyonla ağrı
azaltmak,ağrıdan uzaklaşmak(sevilen bir yere
hipnotik bir seyahat) ve ağrıyı aktarmak
(özellikle migren tedavisinde baş ağrısı
hastanın eline oradan da havaya aktırılır)
sayılabilir.
HİPNOZ VE AMELİYAT
Bazı
insanların kimyasal maddelerle yapılan
anesteziye alerjisi vardır veya bazıları
kimyasal ilaçlarla anestezi almak istemez.
Hipnoz ameliyat sırasında birçok aşamada
kullanılabilir. Ameliyat öncesi yaşanan
stresi,kaygıyı azaltabilir.Ameliyat esnasında
kısmen veya tamamen anestezi(hipnoanestezi)
sağlayabilir ve ameliyat sonrasında ağrıyı
ortadan kaldırabilir,daha hızlı iyileşmenizi
sağlayabilir.
Belçika’daki
Liege Hastanesi’nin anestezi uzmanlarından Dr.
Marie Elisabeth Faymonville "hipnozla uyuşturma"
adı verilen bu yönteme sık sık başvuruyor.
Uzmanlar lokal anestezi ve kimi analjezik
ilaçlarla birlikte kullanıldığında tıbbi
hipnozun genel anestezinin yerini tutabilecek
son derece etkili bir seçenek olduğuna dikkat
çekiyorlar. Liege ekibi bugüne dek 4800 ü aşkın
büyük ve küçük çaplı cerrahi işlemde bu
yöntemden yararlandı. Başka sağlık
kuruluşlarında da hipnozla uyuşturma yöntemi
giderek yaygınlık kazanıyor. Farmakolojik
anestezi dalındaki son gelişmeler göz önünde
tutulduğunda, sağlık uzmanlarının hipnozla
uyuşturma yöntemini akıllarının ucundan bile
geçirmeleri insana çok garip gelebilir. 19.
yüzyılda yüzlerce ameliyatta hastaların hipnozla
uyuşturuldukları biliniyor. Ancak eter ve
kloroform gibi uyuşturucu kimyasalların
bulunmasıyla birlikte hipnoz yöntemi de rafa
kaldırılmıştı.
Georgia Tıp Fakültesi anestezi
uzmanlarından Dr.Steffen Meiler uçucu anestezi
ilaçlarının bağışıklık sisteminin uyum sağlama
yetisini azalttığı yönündeki kanıtların giderek
arttığını belirtiyor. Çok sayıda araştırma
solunum yoluyla bedene aktarılan anestezi
ilaçlarının akyuvarlardaki hücrelerin ölümüne
neden olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Dr.Meiler
kesin bir sonuca varılmadan önce tüm bu
bulguların çok daha ayrıntılı bir biçimde
incelenmesi gerektiğine inanıyor.
Hipnozla uyuşturulan hastalarda öncelikle
daha az kanama oluyor. Bu da cerrahi işlemlerin,
özellikle de yoğun kanamalara yol açan burun ve
meme ameliyatlarının başarıyla yerine
getirilmesini kolaylaştırıyor. Narkoz uygulanan
hastalarda kanamanın daha çok olması anestezi
ilaçlarının kan damarlarının sıkışmasını
engellemesinden kaynaklanıyor. Genel anestezi
uygulanan hastaların solunum aygıtına
bağlanmaları da gerekiyor. Bu da hastanın
göğsünde ek bir basınç yaratıyor ve kanamanın
daha da artmasına neden oluyor. Oysa hipnozla
uyuşturulan hastalar çok daha kolay soluk alıp
verebiliyorlar.
Hipnozla uyuşturulan hastalar ameliyat
boyunca uyanık olduklarından cerraha yardımcı
bile olabiliyorlar. Söz gelimi, yaşlılık ya da
yüzdeki bir travma nedeniyle sarkan göz
kapaklarının onarımı sırasında hastanın katkısı
büyük bir önem taşıyor. Çünkü görme duyusunun
sağlığa kavuşturulması yönündeki bu son derece
ustalık gerektiren ameliyatta ayarlamaların
kusursuz olması gerekiyor.
Hipnozla uyuşturma,hastanın
iyileşme sürecini de kısaltıyor. 2000 yılında
20‘si genel anesteziyle, 20’si hipnozla tiroid(guatr)
ameliyatı geçiren 40 hastayı karşılaştıran Dr.
Faymonville ekibi genel anestezi uygulananların
36 günde, hipnozla uyuşturulanların ise 10 günde
sağlıklarına kavuştuklarına dikkat çekiyor.
New Scientist’te yer alan araştırmaya
göre,sinirbilimciler hipnozun ağrı duygusunu
nasıl azalttığını yeni yeni kavramaya
başlıyorlar. Iowa Üniversitesi’nden Sebastian
Shulz-Stubner önderliğindeki bir grup
araştırmacı geçen yılın sonlarında hipnozlu
kişilerle hipnoz altında olmayanların ağrı duyma
eğilimlerini karşılaştıran bir araştırma
yayımladı. Aşırı sıcağa tutulan deneklerin
beyin etkinliklerini işlevsel manyetik
titreşimli görüntüleme yöntemiyle (fMRI)
karşılaştıran araştırmacılar iki grup arasında
belirgin farklılıklara tanık oldular. Bir
başka fMRI deneyi de hipnozlu beynin ağrı
duygusuna bilinçli olarak yön verebildiğini
ortaya koyuyor.
Peki hipnoz gerçekten de genel
anestezinin yerini tutabilir mi?
Bu görüşe kuşkuyla yaklaşanlar insanların
yalnızca küçük bir bölümünün hipnoza yatkın
olduklarını, bu nedenle yöntemin pek de
kullanışlı olamayacağını savunuyorlar. Öte
yandan, Dr. Shulz-Stubner durumun hiç de öyle
olmadığını, ameliyat sürecinde hastaların %80
inin gerekli hipnoz düzeyine ulaşabildiklerini
öne sürüyor. Dr.Faymonville’in bulguları ise bu
uygulamanın çok daha başarılı olduğunu gözler
önüne seriyor.
Feymonville hipnozun 20 hastanın 14‘de etkili
olduğuna dikkat çekerek,"Hipnoz herkesin isterse
ulaşabileceği doğal bir durumdur" diyor.
HİPNOZ VE KANSER
Dünyada
yılda 15 milyon insan kanser ağrısı çekiyor.
Hipnoterapi kanser ağrılarının tedavisinde de
etkilidir(Domangue
ve Margolis, 1983). Ağrının yanında stres
ve kaygıyı da gidererek, imajinasyonla
bilinçaltında bir iyileşme simgesi yaratılarak
iyileşmeye de katkı sağlayabilir.
Araştırmalar, ölümcül kanser hastalarının yüzde
50’sinde (Hilgard ve Hilgard, 1975) ve diş
hastalarının yüzde 95’inde (J. Barber, 1977)
ağrı kontrolüne destek olarak hipnoz
tekniklerinin kullanılabileceğini
göstermektedir.
Syrjala, Cummings ve Dolandson (1992)
kemik iliği nakli görmüş 67 hastada hipnozun,
bilişsel-davranışsal terapiye göre, mide
bulantısı ile kusmaya karşı ve uyuşturucu olarak
kullanım haricinde ağrı azaltımında daha etkili
olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, hipnozun erken
hamilelik, blumik ve kanser tedavisi kaynaklı
kusma isteği de dahil olmak üzere birçok hasta
topluluğunda mide bulantısı ve kusma tedavisinde
çok etkili bir araç olduğunu göstermektedir(Evans,
1991).
Hipnoz altında sağlıklı hücreleriniz ile
kanserli hasta hücrelerinizi imgeledikten
sonra,kanserli hücreleri zihnimizden atma
çalışmaları yapıyoruz.
HİPNOZ
VE DUYARLI BARSAK SENDROMU
Ağrılı, duyarlı bağırsak sendromunda,
hipnozun etkili olduğunu gösteren iki araştırma
vardır. Whorwell, Prior ve Faragher (1984)
hipnozun 30 hastada öznel ağrı ve karın şişliği
şikayetlerini yardımcı psikoterapiye göre daha
fazla azalttığını bulgulamıştır. Aynı
araştırmacılar (Prior, Colgan ve Whorwell, 1990)
daha sonra hipnozun ishale eğilimli 15 hastada
makat duyarlılığını azalttığını bulmuştur.
HİPNOZ
VE FİBROMYALJİ
Fizik tedavi ile karşılaştırıldığında
hipnoz, 40 fibromalji hastasında ağrıların
azaltımında ve uykunun iyileştirilmesinde etkili
olmuştur (Haanen, Hoenderdos, van Romunde ve
diğerleri, 1991). Hipnozla tedavi edilen
hastaların yüzde 80’inde ilaç tedavisi
gerekliliğinde azalma gözlemlenmiştir.
Pittsburgh Üniversitesi’nden
Dr.Stuart Derbyshire önderliğindeki ekip,
şiddetli ağrılara yol açan romatizmal bir
hastalık olarak bilinen fibromiyalji hastalarına
hipnoz uygulayarak kafalarında ağrılarını
gösteren bir kadranı düşlemelerini istedi.
Hastalar bu düşsel kadran çevrildiğinde ağrıyı
daha az hissettiklerini belirtirken, MR
görüntüleri de beynin ağrıdan sorumlu
bölgesindeki etkinliğin azaldığını
doğrulamaktaydı.
HİPNOZ VE MİGREN
Migren
tanısı konan hastaların yüzde 90'ı aslında
migren değildir. Pek çoğu gerilime bağlı
nedenlerle oluşan ağrıdır.
Olness, MacDonald
ve Uden (1987) 28 çocuk migren hastasında
hipnozun propranolol ve plasebo ilaç
tedavisinden üstün olduğunu belirtmişlerdir.
Cedercreutz
(1976) 100 şiddetli migren hastasını hipnozla
tedavi etmiştir. Hastaların, migren
rahatsızlıkları 3 ay içinde yüzde 55 azaldı.
Van Dyck, Zitman,
Linssen ve Spinhoven, 1991; Spinhoven, Linnsen,
van Dyck ve Zitman, 1992; Zitman, van Dyck,
Spinhoven ve Linnsen, 1992) hipnozun ve kendi
kendine hipnozun özellikle hipnotize
edilebilirliği yüksek olanlarda, tansiyona bağlı
baş ağrısının en az kişinin kendisini eğitmesi
kadar ve kontrol gruplarına göre daha fazla
azalttığını ortaya koymuştur.
Hipnoz daha
genel, kişiye psikolojik, bilişsel ve psiko
sosyal süreçleri değiştirme ve kendi isteğiyle
farklı bilinç düzeylerine erişim sağlayan,
bilişsel esneklik kabiliyetini içerir (Evans
2000, 1991)
Hipnotize
edilebilirlik hayal kurmayı etkin bir şekilde
kullanabilme, uyuklama, kolay uykuya dalma, bir
filmde veya romanda kaybolmak gibi deneyimler
yaşayabilme, görüşmelere geç kalma, hastaların,
hipnozun kullanıldığı tedavi durumları dışında
bile psikiyatrik (ve muhtemelen tıbbi)
semptomlardan kurtulmasındaki kolaylık gibi
birçok farklı ölçü sistemiyle paraleldir (Evans
1991, 2001).
Kronik ağrıdan şikayetçi olan birçok
hastada, ağrının şiddeti, lezyon veya yaranın
derinliğiyle orantılı değildir. Psikolojik veya
duygusal önemi, ağrının algılanan şiddetinin
öncelikli belirleyicisi olabilmektedir. Şiddetli
ağrının kontrolü ( Evans, 1989) kaygının
doğrudan kontrolünü içerir. Hastalık veya
yaranın, artan zararlı ağrıların şiddetine eşlik
eden, kısa ve uzun dönem etkileri konusundaki
artan kaygı genellikle ilaç, hipnoz veya kaygıyı
azaltan, kişiyi rahatlatan ve dikkati yeniden
odaklayan herhangi bir başka müdahale gibi uygun
tedavilerle hafifletilmektedir (Evans, 1990b,
2001).
|